KÜRESEL İLKELER SÖZLEŞMESİ
İş dünyasındaki geçtiğimiz ayın en önemli gündem maddelerinden biri orijinal adı UN Global Compact olan Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’nin (BM KİS) ülkemizin önde gelen kuruluşları tarafından imzalandığının duyurulmasıydı.
BM KİS hakkında daha önce yazıldı çizildi; özellikle dergimizin yazarlarından ve değerli iletişimci Ceyda Aydede bu önemli konunun ülkemizde anlaşılması için birkaç kez dergimizde yazılar yazdı, çeşitli platformalarda sözcülük rolünü üstlendi ve örnek bir davranış göstererek kendi şirketi adına BM KİS’e imza koydu. Küresel ilkelerin başta iş dünyası ve sivil toplum kuruluşları olmak üzere daha geniş katılımla desteklenmesi için konu hakkında bilgi sahibi her kim ne kadar çok yazar ve ne kadar konuşursa yararı var. Kamuoyu daha çok bilinçlenir ve ilkelerin uygulanması için daha çok talepkar olur. Bu anlayışla ben de deneyimlerimden yola çıkarak biraz da farklı açıdan BM KİS’i ele almak istiyorum.
Unilever Türkiye’de kurumsal ilişkilerden sorumlu yönetim kurulu üyesi olduğum dönemde, 2001’in başında BM KİS’le tanıştım. Unilever global yönetim merkezi BM KİS’in Temmuz 2000’deki ilk imzacılarındandı. Unilever’in faaliyet göstediği tüm ülkelerdeki yönetimlere konunun ne derece hayati olduğu ve BM KİS’in Unilever’in uyulması zorunlu ana belgelerinden birini oluşturduğu dünya başkanı tarafından imzalı bir mektupla bildiriliyordu.
Sosyal sorumluluk kavramının ülkemiz gündemine yeni yeni gelmeye başladığı ve hayır işleri-kurumsal tanıtım- sponsorluk kavramlarıyla karıştırılıyor olmasının beni çok rahatsız ettiği o günlerde BM KİS sosyal sorumluluk konusunda taşların yerli yerine oturabilmesi için altın değerindeydi. Çünkü topluma karşı sorumluluklarını yerine getirmek anlamını taşıyan sosyal sorumluluğun gerçekten bir anlam ifade edebilmesi için öncelikle şirketlerin bizzat kendi faaliyetlerinde sorumlu davranması gerektiğini ortaya koyuyor ve bunun ölçüt ve gerekliliklerini listeliyordu.
Aslına bakarsanız BM KİS’de yer alan ilkelerin hiçbiri yeni formüle edilmiş ilkeler değildi, hepsi daha önce Birleşmiş Milletler ve bağlı örgütlerin uluslararası nitelikteki antlaşma ve beyannamelerinde yer alan insan hakları, çalışma hayatı, çevre ve yolsuzlukla mücadele konularındaki hüküm ve ilkelerdi. Sadece bunların toparlanmış ve özlü hale getirilmiş haliydi ve işte bu nedenle orijinal adı Global Compact olarak konulmuştu. Çok daha önemli özelliği ise daha önce devletler düzeyinde kabul edilmiş bu ilkelerin bu kez ve ilk defa şirketler tarafından imzalanması yani ilk defa küresel alanda faaliyette bulunan şirketlerin o güne kadar sadece devletlerin taahhüt edebilecekleri düşünülebilen insan hakları, çalışma hayatı, çevre ve yolsuzlukla mücadele konularında kendilerini taahhüt altına sokmalarıydı. Bu niteliğiyle BM KİS insanlık tarihinde küreselleşme olgusunu ve ticari kuruluşların sosyal ve ekonomik alanda değişen rol ve sorumlulukları ortaya koyan tarihsel özellikte ilk uluslararası resmi belgedir.
Aradan 7 yıl geçti. Türkiye Birleşmiş Milletler Ofisi’nin KİS’in ülkemizde yerleştirilmesi için benim de bir kısmına doğrudan dahil olduğum ve çok yakından takip ettiğim ciddi çabalar sarfetti. Eldeki belge çok güçlü, arkasındaki organizasyon Birleşmiş Milletler örgütü, imza koyan kuruluşlar dünyanın önde gelen ve pek çoğu Türkiye’de de faaliyet gösteren kuruluşlar olmasına rağmen ilk iki yıl neden gerekli olduğunu anlatmakta ve yandaş bulmakta çok ciddi güçlüklerle karşılaşıldı. İmza koyup ilkelerini soyut anlamda taahhüt ederek sadece kurumsal itibar kazandıran bir iletişim aracı olmaktan çıkarmak doğrudan şirketler için uzun vadeli ama somut yararlarına odaklanarak anlatmak ve yandaş kazanmak gerekiyordu. Diğer taraftan firmalar açısından çok kolay hayata geçirilebilir ilkeler de değildi küresel ilkeler bu nedenle ilk günden harfiyen uygulanmalarının bir zorunluluk olmadığını, bir temel anlayış ve yön olduğunu ve imza koymanın bu yönde ilerleme kararlılık ve taahhüdünün ifadesi olacağını ve nihayet kendilerini bu ilkeler ışığında daha iyi geliştirebileceklerini çok iyi izah etmek gerekiyordu.
Öncelikle ülkemizdeki KOBİ STK’ları ve TİSK sahip çıktı; Sn Kemal Derviş’in UNDP’nin başına geçmesinden sonra BM KİS’in büyük kuruluşlarımızın ve önde gelen STK’ların gündemine girme süreci ivme kazandı. Bugün geldiğimiz nokta çok memnuniyet verici ve ilkeler hayata geçirilebildiği ölçüde ülkemizin sorunlarına önemli çözümler üretilebileceği tartışılmaz bir gerçek. Diğer taraftan küreselleşen pazar ortamında büyük-küçük şirketlerimizin artık ortak temel standartlar haline gelmeye başlayan KİS ilkelerini uygulamalarının rekabetçiliklerini geliştireceğinde de kuşku yok.
Ülkemizin önemli kuruluşlarının BM KİS’i imzalayarak bu ilkeleri hayata geçirme iradelerini ortaya koymaları ve kendilerini taahhüt altına sokmaları çok önemli. Bundan sonra bu kuruluşlarımızın ve kendilerine katılacak diğer özel sektör ve sivil toplum kuruluşlarının önderliğinde BM KİS ilkelerini kendilerine yön veren ilkeler olarak kabul eden imzacı kuruluş tabanının genişletilmesi ve kamuoyu bilincinin arttırılarak toplumsal talebin geliştirilmesi çalışmalarına hız vermek gerekiyor.
Bu çalışmaların başarıya ulaşabilmesi için önderlik yapan kuruluşların öncelikle kendi faaliyetlerinde BM KİS’e uygun davranmaları, ekosistemleri içinde bulunan kuruluşları BM KİS’e uygun davranmaya yönlendirmeleri, eğitmeleri ve uygunluklarını kontrol etmeleri ve nihayet BM KİS ilkelerinin ülkemizde gelişmesi ve yerleşmesi konusunda tanıtıcı çalışmalar yapmaları gerekmektedir. Şeffaflık ve hesap verebilirliğin BM KİS’in ana yapı taşı olduğu gözetilerek ilkelere uyum konusunda kamuoyunu düzenli ve şeffaf biçimde bilgilendirmek ise önderliğin olmazsa olmaz koşuludur.
Ahter Kutadgu